Şiddetsiz, Küfürsüz, Engelsiz ve Limitsiz Spor Seyri

Şiddetsiz, Küfürsüz, Engelsiz ve Limitsiz Spor Seyri

"Engelli bireyler olarak gerek spor müsabakası seyretmek, gerekse spor yapmak için her yerde olduğu gibi ortaya azim ve irade koymamız gerekiyor. Birçok yeni stat ve salonda şartlar iyileşse de daha çok yolumuz var. Ülkemizde bütün stat ve salonlar engellilere uygun hale gelene ve spor bir kültür olarak yerleşene kadar mücadelemiz devam edecek."

Spordaki fanatizmin holiganlık ve şiddet boyutuna gelmesi, sosyolojik bir olaydır. Günlük hayatta gayet beyefendi tavırları ile dikkat çeken insanların dahi, statlarda kendilerinden geçip canının istediği kişi ya da kişilere ağız dolusu küfretmesinin “normal” sayılması can sıkıcıdır. Bu durum, sosyal hayatın içinde baskılanan kimi dürtülerin spor sahalarında tatmin ve deşarjı olarak görülse de kişisel kanaatimce her şeyin başlangıcı kişinin maç sonunda iş ya da diğer sosyal çevresinden ve muhtemelen pek de hazzetmediği insanlardan şu cümleyi duyma ihtimalidir:

“Akşam size nasıl k…k ama!”

Sözde taraftarlığın, spor adına şiddet yaratmanın, en önemli altyapısını bu cümle ve türevlerinin oluşturduğu kanaatindeyim. Oysa spor seyri, meydana geldiği saatler dâhilinde insanda yarattığı heyecandan; taraftarlıksa sonuç ne olursa olsun renklere ve armaya olan sevgiden almalıdır gücünü. “Yensen de, yenilsen de…” denir ama sonuç olumsuz olduğunda gösterilen en hafif tepki, okkalı bir dizi küfür olur.

Yıllar evvelden bir hatıra:

Seksenlerin sonu, doksanların başı diye hatırlıyorum. Ligin son maçı… Bursaspor, ununu elemiş, eleğini asmış, ligi orta sıralarda bitirmeyi, rakibi Adana Demirspor ise düşmeyi garantilemiş.

O gün, seyirci az ve rakip taraftar da olmadığı için Bursa Atatürk Stadyumu’nda engellilere ayrılan bölümden tribüne çıkmamıza izin vermişti görevliler... Eh, ben de babam için henüz “kucakta taşınabilir” boyuttaydım tabi… Daha önce de babamın kucağında tribüne çıkmışlığım oldu; hatta ilk maçımı o statta babamın kucağında tribüne çıkarak seyretmiştim. Çocuktum daha… 1982 yılında bir Bursaspor-Galatasaray maçıydı. O yüzden, zeminde engellilere ayrılan, sahanın tamamını net göremediğiniz ve çoğu zaman önünüzün güvenlik görevlileri, top toplayıcılar ve yedek oyuncularca kapandığı bir yerden sonra tribünden maç seyretmek başka bir keyifti. Daha da önemlisi insan kendini tribünde farklı hissetmiyordu. Herkes gibi, herkesle beraber maç seyretmek çok güzeldi.

Maç beklendiği şekilde oynanıyordu; Bursaspor 1-2 derken ikinci yarının ortalarına doğru 4. golü buldu. Takım, rahat ve güzel futbolunu, şık gollerle süslerken hemen arka sıradaki 25-30 yaşlarındaki taraftarın(!) o sırada gol kaçıran kendi futbolcusuna galiz küfürler etmesi, herkesin tepkisini çekerken adama kızgınlıkla sordular:

“Zaten rakip düşmüş, ligin sonu gelmiş… Eh, takım da rahat oynuyor, dört tane de attı, daha ne istiyorsun?”

Ciddi kilosundan hayatında değil spor yapmak, topa dahi dokunmamış olduğu belli olan adamın pişkin pişkin verdiği cevap, Türkiye’de “kulüp taraftarlığının” ve sözde “futbol sevgisinin” özetiydi:

“Ben 5-0 olacak diye bir karton sigarasına iddiaya girdim abicim; atsın ...ler”

Sporun heyecan ve coşkusunun türlü yoldan kirletilmesine bizzat şahit olmuştum o gün. Dahası ben o dönemde bir engelli olarak statta zeminden ve saha kenarından maç seyretmek zorunda kalırken, her maçı tribünden ve bütün sahayı görerek seyretme imkânına sahip bu insanların sporu katletmeleri canımı yakmıştı.

Engelli bireyler olarak gerek spor müsabakası seyretmek için gerekse spor yapmak için her yerde olduğu gibi ortaya azim ve irade koymamız gerekiyor. Birçok yeni stat ve salonda şartlar iyileşse de daha çok yolumuz var.

Bu mücadele ülkemizde bütün stat ve salonlar engellilere uygun hale gelene ve spor bir kültür olarak yerleşene kadar devam edecek.

Yani: “Bu mücadeleyi kazanacağız; başka yolu yok!”